BİR GÖKTÜRK MASALI

Sabah tekno çalmayan sokağa güneş doğmaz. (Göktürk atasözü)

Göktürk’e gelmeyin. Biz o hatayı üç sene önce yaptık. Ama o zamanlar buralar hep dutluktu. Pardon, o 2005’ten önceymiş. Her yer tarlaymış, yolu bile yokmuş, birileri gelmiş köylülerden arazileri eften püften rakamlarla alıvermiş. Kalantor müteahhitler için eften püften de, köylüler için ‘e iyi para valla’ymış. Arazilerine “bunlar tarladan başka ne işe yarar, burada kim oturur” gözüyle baktıkları için veri veri vermişler. Lüks siteler, villalar dikilip de 3000 bilmem kaç yıllık vadi köyü Göktürk Beldesi, trendi ismiyle Göktürk Country / Kemer Country falan olunca dank etmiş bazı kafalar ama iş işten geçmiş bir kere. Köyde buna benzer kim bilir daha ne halk masalları vardır.

Biz günümüze dönelim. Biz de üç sene önce Şişli’nin tıkış tıkışlığından, yapbozundan, gürültüsünden, pis havasından bezip ‘ya uzakta Göktürk diye bir köy varmış, gitsek baksak mı, bizim olsa mı?’ diyerek hafta sonu ziyaretinde bulunmuş; sakinliğine, tertemiz orman havasına, en önemlisi de “şehirden hem çok uzak gibi ama aslında hiç değil” konumuna bayılmıştık. Taşınmaya öyle karar vermiştik. Sene 2011 efendim. Ta oralarda oturulur mu muhabbetini bugün bile hâlâ eşten dosttan duyarız. Sabırla aynı yanıtı veririz: Ayol Göktürk Taksim’e 25 kilometre, arabayla 20, otobüsle 50 dakika mesafede. On beş dakikada bir otobüsler kalkıyor. Minibüsler de var. İlk başta sadece Mecidiyeköy ve Topkapı hatları vardı. Buna geçen sene Levent, bu sene de Eminönü hatları eklendi. Mahrumiyet yeri değil vallayi.

Gelgelelim, o otobüslerin daracık sokaklardan geçerek beldenin her yerinden yolcu toplama, bir İETT hizmeti verme gayreti vardır ki ağlarsınız. Hani otobüslerin dili olsa inim inim inler. Gerçi biz genellikle söylenen şoförleri duyuyoruz, ama adamlar yine de sabırlı. Sefer saatleri bellidir ama otobüsün geleceğinin garantisi değildir. Özellikle kışın biri gelirse diğeri gelmez. Yolcuların her otobüse adım attıklarında ‘nerede kaldın?’ diyerek şoföre atarlanmaları bir köy geleneğidir. Kışın çok pis kar yağar, ama mahsur kalmazsın. O beğenmediğiniz minibüs şoförleri ne yapar eder sizi şehir merkezine taşır. İETT ise çoktan pes etmiştir bile, azıcık kar çamur gördüler mi Göktürk’ten arazi olurlar.

Balık baştan, çöplük geceden kokar. (Göktürk atasözü.)

Yakın zamana kadar bir taksi durağımız bile yoktu. Çünkü taksiciler Göktürk’ten şehre inmeyi sonra da şehirden Göktürk’e boş dönmeyi yeterince kârlı bulmuyorlarmış da ondanmış. Sonra ne olduysa birden karar değiştirdiler. Ana caddenin köşesinde şimdi sıra sıra bekleşiyorlar. Sizin ihtiyacınız varsa yoklar, onların canı isterse...

Göktürk’e taşınmayı planlıyorsanız çıkınımda başka acı gerçekler de var. O mis gibi orman kokan, sonbaharda sürüler halinde ‘cıkır cıkır’ diye ötüşerek saka sürülerinin uçtuğu o beldede dün nasıl çöp arıtma tesisinden kokular geliyorsa, bugün de hâlâ geliyor. Özellikle sıcak ve nemli havalarda basan, leş gibi ekşi bir kokudur. Akşam geç bir vakit mandıralardan gübre kokuları falan yükselir (evet, merkeze yakın mandıralar da var) oh köy havasıyla uyuruz deyip pencereleri açık bırakırsınız, ama gecenin bir yarısı o leş gibi koku insanı yatağından hoplatır, öğürtür, canından bezdirir. Klimalı sitelerde bu sorun yaşanmıyordur tabii.

Havuzlu sitelerden ev tutar yaz tatili masrafını aradan çıkarırım diye de düşünebilirsiniz. Göktürk’ün en güzel yanı sahiden de şehirden uzaklaştığınız hissini ziyadesiyle yaşatmasında yatar. Lakin o havuzların hepsinde çocuklar vardır, havuzlu sitelerin yanından şöyle bir yürüyün, içeride çocukları boğazlıyorlar sanırsınız. Fecidir. O hayali unutun.

Zırlamayan çocuğa gurme burger vermezler. (Göktürk halk deyişi)

İlla site diyorsanız, öyle milyon dolarları gözden çıkardıysanız, sitenin sağına soluna yanına yöresine iyice bakın. Sizi sitede gezdiren işbilir emlakçı hanımlarımız ve beylerimiz oraları göstermeyecektir ama bir bakın orasından burasından dere geçiyor mu (Göktürk’ün tam ortasından bir dere geçer, içinde kedi büyüklüğünde sıçanlar dolaşır, bakın ne güzel, masal gibi) benzin istasyonunun dibinde mi, ana caddeye, otobüs hattına yakın mı, iyice bakın.

Çünkü ana caddelere yakınsa son iki senede türeyen, sayıları da giderek artan modifiye araç terörüne sinirlerinizi hazırlamanız gerekiyor. Hangi gezegenden geldiklerini bilmiyoruz. Eskiden sırf hafta sonları, maç günleri, düğünlerde ya da asker uğurlama teranelerinde ortaya çıkarlardı. Şimdi mesaili ve tam kararlılıkla çalışıyorlar. Sabah yedi buçuktan itibaren patlak egzoslarını böğürterek, dumtıs dumtıs müzikleri bangırdatarak o sokak senin bu sokak benim dolaşmaya başlıyorlar. Caddenin orta yerinde drift atıyorlar. Hepsi hızlı hepsi öfkeli. Sokakta yanınızdan geçtiklerinde hele bir öfleyin, çizerler vallayi. Mesaileri gece 2’ye, hafta sonları ise sabaha kadar sürebiliyor. 

Bazı mahallelerde arazileri zenginlere kaptırmış öfkeli ruhların intikam almak için geri döndüğüne inanılıyor. Ürkütücü, ama akla yatkın. Hortlaklı köy gibisi yoktur. Kameranızı kapın gelin.

‘Ay orada bir de göl varmış, hafta sonları gider piknik yaparız, jogging yaparız’ da güzel bir hayal, umut verici. Mangal dumanlarından boğulmamak için gaz maskesi, pislikten boğulmamak için de can simidi getirmeyi unutmayın. Çünkü hafta sonu piknikçileri her hafta sonu göl civarını ve beldedeki diğer piknik yerlerini bir daha asla gelmeyeceklermiş gibi terk ederler. Belediye konusunda hâlâ bir uzlaşmaya varılamadığı için, göl başka belediyeye ait, belde başka, piknik alanındaki çöpler uzun bir süre toplanmıyor.

(Şok şok şok: Bu satırlar yazıldığı esnada bir kadın oturduğum sokakta kendini pencereden atmaya kalktı. Uydurmuyorum. Gürültüden veya köpek havlamasından bezen herkes Göktürk’te benzer bir buhranla karşı karşıya, benden söylemesi. Bakın bu bir işarettir.)

İt ısırmaz deme, koşacaksan düdüğünü esirgeme. (Göktürk atasözü) 

Sokak köpekleri konusunda benim diyen hayvanseveri bile bezdirebilecek popülasyona sahibiz. Her sokağa değil, her sokak başına yaklaşık 5 köpek düşüyor. Kuduz aşınızı yaptırın gelin. En az iki sene idare eder. Ben köpeklerle çok iyi geçinirim, auram güzel, ısırmazlar beni, demeyin, çünkü mutlaka ısırılacak ya da tırmalanacaksınız. Buradaki köpekler o zeki hayvanlardan değil. Örneğin arabaları bile lastik tipine, rengine ve markasına göre seçip saldırıyorlar. Arabaları yiyip yutabileceğine inanan köpekler sadece Göktürk’te var. (Reklam gibi oldu.)

Ah, mekanlar. Göktürk mahrumiyet yeri değil dedik ya. Belli başlı her ünlü restoranın, mağazanın bir şubesi var. Gelin görün ki, hiçbiri yetişkin mekanı değil, hepsi çocuk bahçesine dönüştürülmüş versiyonlar. Buradaki çocuklu aileler normalde bebeklerini asla götürmeyecekleri restoranlara, şubesi açılmışsa Göktürk’te götürüyorlar. Her yer ağlama zırlama, şımarık çocuk viyaklaması. Hepsi de iddialı çocuklar zaten. Burada çocukların ayped kullanma yaşı 2’den başlıyor. Sıkıysa laf deyin, ekonomik yaptırım gücüne sahip veletler hepsi. Ay dostlarla şöyle içkili bir mekanda sohbet ederek balığın mezenin tadını çıkaralım, kahvemizi yudumlayalım demeden önce olasılık hesaplarına girişmeniz gerekiyor. Günlerden ne? Saat kaç? Çocukların uyku saati geçmiş midir? Okul zamanıysa daha sakin bir yemek ortamı mümkün müdür? Bunları hep düşünmek gerekiyor. Bir de çocuklu aileler asla tek masayla yetinmiyorlar. İkişer üçer komşu birleşip geliyorlar. Üç komşu çarpı üçer çocuk, her masada dokuz çocuk ediyor. Tam bir şenlik. O yüzden her mekanda çocukların çizdiği resimlerin asıldığı panolar var. Pastane mi açıldı, direk çocuklara oynuyor. Çocuklara oynamayan tek işletmeler tekel bayileri. Hani yaş sınırlaması olmasa eminim yaparlar. Çocuk maması sandalyeli tekel bayii. Not edin bunu, ileride öyle bir şey olacaksa ancak Göktürk’te olur.

Mekan bol olmasına bol da buradakilerin gönlü çabuk geçiyor. Yeni mekanlar bir bakmışsın tıklım tıklım, bir bakmışsın kepenk indirmiş gitmiş. Şehir efsanelerinden biri de İstanbul’daki mevduat hesabı en şişkin insanların hepsinin Göktürk’te oturuyor olduğu yönünde. Buna epey kanan da var herhalde ki, bir çift çorabın 150-200 TL’ye satıldığı mağazalar açılıyor bazen. Buradakiler tıkınmayı seviyorlar da alışverişlerini Göktürk’ten yapmayı sevmiyorlar. İddialı mağazalar bunu anladıklarında iş işten geçmiş oluyor, kuyruklarını kıstırıp tırıs tırıs gidiyorlar. Göktürk’te sadece alım gücü yüksek insanlar oturmuyor halbuki.

Klon savaşlarını en iyi hissedebileceğiniz yerlerden biridir Göktürk. Biri köfteci mi açtı? Bir bakmışsın üç olmuşlar, beş, on, her yer köfteciden geçilmiyor. Biri İtalyan usülü pizzacı mı açtı? Her sokağa bir tane. Gurme burgerci? Bana ne, bana ne ben de açıcam! En bi benimkisi olacak, Londra'dan geldim diycem, eti kendim kıydım diycem. Dondurmacı mı açmışlar? Abi neden biz de açmıyoruz, aç aç şuraya. Market? Off, marketlere hiç girmeyelim. 
  
Ferrarisini çeken adama üç pizzanın lafı edilmez . (Göktürk halk deyişi)

Üç sene önce Göktürk sokakları bir ferahtı sormayın. Doğru dürüst kaldırım yoktu ama yürüme özgürlüğünüz vardı. Eyüp belediyesi tüm sokakları yeniliyorum diyerek geniş geniş yaya kaldırımları yaptı, iyilik etti güya. O yaya kaldırımlarının hepsine araç parkediliyor şimdi. Sokaklarda iki araba karşı karşıya gelse zor geçecek hale getirildi. Bu daracık sokaklara rağmen hâlâ 150-200 haneli, belki de daha fazla sayıda insan ağırlayabilecek devasa siteler yapılıyor. Lüks sitelerde hane başına en az 2 araba düştüğünü hesaba katarsanız, yakın gelecekte Göktürk’te yaşanacak kaosu hayal bile edemiyorsunuz. Zaten buradaki hanımlar beyler, bitişikteki markete bile 4x4’ünü garajdan alıp gidiyor. Hafta sonları Porsche, Ferrari sergileme günü. Bazen ikişerli üçerli çıkıp semtteki tek mekanın önüne diziliyorlar. Bir arka sokağa geçemezler zaten, sıkar. Ya köpekler parçalar ya da intikamcı ruhlar.

Göktürk’te kişi başına düşen damperli kamyon sayısı da müthiştir. İnanmayanlar gelsin saysın. Çok affedersiniz köt kadar beldede cirit atıyorlar. Şimdilerde otobandan tam Göktürk’e girişte kamyon giremez tabelası asılı. 3. havalimanı inşaatına giderken Göktürk girişinde zincir halinde tıkanan ve Göktürk’ün içine kaçarak uyanıklık etmeye çalışan kamyonları engellemek için konulmuş. Hikaye. Küçücük bir polis karakolumuz var. Devriye dolaşan bir polis aracı şans eseri varsa vardır. Kısacası o polisler ne kamyonları ne de modifiye araçları denetlemeye yetiyor. Göktürk’te sürekli bir inşaat hali varken damperli kamyon akını daha çok devam eder.

Şehri Hasdal’dan Göktürk’e bağlayan otobanın genişletilmesi beldenin yüzü suyu hürmetine değil, 3. havalimanı için. Orası da açıldığında şimdilik trafik tıkanıklığı bilmeyen bu otoban İstanbul’un yeni E5’i olacak. Göktürk’ün daracık sokakları ve yetersiz alt yapısı bu kadar şehirleşmeyi kaldırmayacak. Falcı bacı bunların çok uzak bir gelecekte değil, birkaç seneye kadar olacağını söylüyor. Siz isterseniz gelin, biz o vakte kadar Göktürk’ten iyice nefret etmeden gitmiş oluruz.












Popüler Yayınlar